İznik Ultra mı bitti ben mi bilmiyorum

16 Nisan’da İznik Ultra’da 50K koşarak ultracılar kervanına ben de katıldım. Ama ne ultra!!! Manavgat’ı mumla aradım kesinlikle. 35K koşmakla 50K koşmak arasındaki fark sadece 15K mesafe değilmiş arkadaş! Bitmeyen tepeler, bir iniş bir çıkış.. İlk 3K’daki zeytinlik geçişindeki inişte Cem Yılmaz’ın reklam repliği geldi aklıma ” İnsan yiyecek bunları, insan!”Gerçekten de insan inecekti bu yokuştan, totosu yere değmeyen kalmadı diyebilirim. %70-80 eğim, tek bir patika ve sırada 30’a yakın kişi..1,5 saatte 2K yolu gidemememiz ve kafalardaki bu parkur biter mi soruları..

O parkur bitti.. ucu ucuna da olsa..verilen sürenin son dakikasında da olsa bitti.. ama sor bi nasıl bitti:))

İznik Ultra 5 yıldır yapılan bir organizasyon ve ülkede yapılan hatırı sayılı organizasyonlar arasında.. İznik Gölü çevresinde muhteşem doğa güzellikleri arasında, cana yakın ve misafirperver İznik halkının destekleriyle yapılan bir yarış..

Yarışın içinde her şey vardı bu kez.. yarış sabahı uyku tutmadı, önceki gece de uyku tutmamıştı zaten.. 4’te kalktım içimden hiç koşmak gelmiyordu.. 4 saat önce 130K koşan arkadaşları start çizgisinden uğurlamam bile beni harekete geçirememişti. Kendi yarışım 10:30’daydı. Kahvaltı sonrası servislerle start alanı olan Narlıca’ya gittik. Hava sıcaklığı 25 dereceydi. Güneşte duramıyordum, gölge ise soğuktu. Bağırsaklarımdaki ağrı ile yarışın iyi geçmeyeceği belli olmuştu. Köy kahvesinde sade bir türk kahvesi içerek durumu kurtarırım diye düşünüyordum. Yarış başladı ilk 500m’de zorunlu wc molası. :(( geri dönmeyi düşündüğüm ilk andı.. bir ağrı kesici içip yola devam ettim. Bir de tek kişinin zor geçtiği eğimin delirdiği noktadaydık ve daha sakin ilerlemek zorundaydık. Yavaşladıkça iyi hissediyordum ama bu gidişat sürerse yarışı zamanında bitiremeyecektim. İlk 5K’da enerjiler tükenmişti inişler çıkışlar o kadar çok ve birbiri ardına geliyordu ki yukarı yürüyerek çıksanız bile bacaklarınızda derman kalmadığından aşağı koşamıyordunuz.

İlk check-point 9K’daki Müşküle idi. Ne tatlı insanlar, ne sevimli çocuklar.. yanından geçtiğimiz her topluluk yada kişi tarafından alkış kıyametle karşılandık. Çocuklar çak yapmak için sırada bekliyorlar,  yaşlı amcalar, teyzeler duaları ile uğurluyorlardı.

Sırtımda ısınan suyu değiştirip bir kaç şey atıştırıp yola koyuldum. Asıl zorlu tırmanış Müşküle’den sonra başladı. Süleymaniye’ye varmak her bir adımda daha zor geliyordu. Yolda birlikte yürüdüğümüz kişilerle az da olsa muhabbet etmeye çalışıyordum. Süleymaniye’ye varmak üzereyken yanından geçtiğim birinin umutsuzca yürüdüğünü farkettim iyi olup olmadığını sordum.Yarışı bırakacağını söyledi. Süleymaniye daha 19.K idi. Çok erkendi bırakmak için:( Check-pointte denk geldik yine.. yine sordum iyi misin diye?  -Düşünüyorum dedi. Bu arada suyumu yeniledim. Bu kez biraz az koydum suyu her defasında ısınıyor ve fazla geliyordu. Keşke yapmasaydım 😦 CP’den çıkarken Derbent’te (34,5K) bekliyorum sizi dedim. Güldü.

Derbent’e gidiş nispeten daha iyi geçti, yolda Şener abi ile tanıştık. Kilometreleri geri saya saya 10k birlikte koştuk. Finishe yetişebilmemiz için gereken süreyi hesaplıyorduk sürekli, hızımızı ona göre ayarlıyorduk. Bir süre sonra Şener abinin enerjisine yetişmem mümkün olmadı çünkü Derbent’e 3K kala tüm suyum tükendi. İlk kez kullanacağım jeli içmek için bile gram suyum yoktu. O anda yanından geçmekte olduğum yalak bozması bir çeşmeden şişeme su doldurup jelin birazını içtim. Yarış öncesi jelin yarısını içmem ve su ile karıştırmam tembihlendi çünkü ishal olma ihtimalim yüksekmiş. Neyse ki hala söz dinliyorum 🙂 İçtim ama bana mısın demedi. Derbent’e vardığımda saat 17:50 idi. Hızlıca suyu yeniledim. Ayakkabımın içine giren ve ayağımın altını kesip yarmış olan taşları çıkardım. Tam yola koyulacağım sırada Şener abinin sesini duydum. Ona yetiştiğim için acayip sevinmiştim. Yine birlikte yola devam ettik. 1-2 K sonra benim pilim yine bitti çünkü yokuşlar bitmiyordu CP’lerde de hiç dinlenememiştim. Önümde 12-13K daha yol vardı ve saat 18:30 civarıydı. Hesaplıyordum ama saat 20:00’deki finishe ya yetişiyordum son dk yada yetişemiyordum. Fakat bu hızla gidersem ki artık bitik durumdaydım ve yalnızdım mümkün değil bitiremeyecektim. Bir taşın üzerine oturdum ve Serhat’ı aradım. Vazgeçtiğimi zamanında varamayacağımı bitik durumda olduğumu söyledim. Tüm çabamın, çektiğim çilenin bir anlamı kalmamıştı, hedefime ulaşamayacaktım.:( Serhat tüm söylediklerime ve umutsuzluğuma karşı yapabileceğimi daha zamanımın olduğunu söylüyordu. Telefonu sesim titreyerek kapattım.  Ormanın ortasındaki sessizlik ve serinlik kafamın içindeki hüsranı bir anda yok etti. Yükselti haritasını çıkarttım. 1-2 K sonra önümde güzel bir iniş vardı. Bir de cebimde hala içilmemiş yarımdan fazla jel. Gözümü kapattım ve kendimi Finish’ten geçerken hayal ettim. Dinçer’in söyledikleri aklıma geldi. “Bitir yeter!”

Tekrar yola koyuldum. Yolda yürüyenler, koşmaya çalışanlar.. Ferkan ile yolumuz kesişti, dik inişe kadar birlikte koştuk, birbirimize destek olduk. Dik inişe geldiğimizde dedim ben duramam burada..:)) İniş başlayınca Manavgat’ta olduğu gibi freni patlamış kamyon misali yanından geçtiklerimin şaşkın bakışları arasında 2-3K seke seke koşmaya başladım. Sanılmasın ki istemli bir koşma bu, dizimdeki sakatlığa yüklenmemek için zorunlu bir koşuş, çünkü kendimi durduramıyorum 🙂 yanından geçtiklerim arasında Şener abi de vardı. Son 5K’lık düzlüğe varıncaya kadar koştum. Düzlüğe gelince hızlı yürüyüşe başladım. Son 3K’da Ferkan yetişti. Son 20dk kalmıştı bitişe.. ama bende hal kalmamıştı. Yürü-koş bile yapamıyordum. Ferkan’a şans diledim ve gitti. Nihayet ilçeye girdim. Denizi görüyordum artık, hem sevinmiştim hem üzülmüştüm. Son 1K kalmıştı fakat 2dk’m vardı artık. Serhat’ı aradım. Çok yakınım ama bitmeyecek dedim. “Sen devam et, hala devam ediyor, kapanmadı kronometre” dedi. Son bi gayret Finish takını gördüm ve koşmaya başladım. Finish’ten geçtiğimde saat 20:36’ydı. İlk ultra maratonumu tamamlamıştım.”Bitir”miştim. Ama kendim de bitmiştim. İZZ

Artık yürüyemiyordum ya da ördek yürüyüşüyle yürüyordum desem daha doğru sanırım.:) Serhat Finish’te karşıladı beni buz, powerade ve voltarenle.. hakkını nasıl öderim bilmiyorum ama kendi de ilk kez 15K koşmasına rağmen gerçekten tüm gece yatalak bir hasta ile ilgilenir gibi benimle ilgilendi.

Diğer bir teşekkür ve minnet de check-pointlerde adlarını bilmediğimiz o gizli kahramanlara.. zamanında yetişebildiysem sizlerin hızlı, çözümcü ve yardımsever  yaklaşımlarınız sayesindedir.

50K’lık parkurda bana yarenlik eden Şener abi ve Ferkan’a da ayrıca teşekkür ediyorum.

Beni bu deliliğe bulaştıran, yol boyunca kulaklarını çınlattığım Dinçer’e şimdilik teşekkür yok..:) onun teşekkürü, asıl hedef olan Kapadokya sonrası…:)

Şevk’iniz sizinle olsun…

 

 

Reklamlar